kaskologlu2

Göz görmez, beyin görür!

Hanzade Ünuz “Fark Yaratanlar” da Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu ile konuştu…

Göz sağlığı dendiğinde İzmir’de en önce akla gelen isimlerden Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu…

Öyle fazla medyatik biri değil.

Kaşkaloğlu markası, kendisinden daha çok tanınıyor.

Hayatını mesleğine adayanlardan…

40 yıldan bu yana binlerce hastayı sağlığına kavuşturdu.

2000 yılında İzmir’de Türkiye’nin ilk göz hastanelerinden birini “Kaşkaloğlu Göz Hastanesi”ni kurdu.

Hep ilkleri denedi.

1984 yılında İzmir’de ilk göz içi merceğini taktı.

En iyi göz hastanesi olma hedefini koydu ve başardı.

Yurtiçi ve yurtdışında binlerce hastayı ameliyat ederek sağlığına kavuşturdu.

Kendisi  bundan hiç bahsetmese de 2002 yılında American Academy of Ophthalmology “Best of the Show”  ödülü kazandı.

Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, eşi göz hekimi Selma Kaşkaloğlu ile İzmir’de mutlu yaşamayı seçenlerden.

“İzmir’de mutluyum. Bir tane hayatımız var” diyecek kadar kendiyle barışık.

Kaşkaloğlu Göz Hastanesi’nin maestrosu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu,

-Bilgisayar çocuklar için sanıldığı gibi zararlı değil.

-Katarakt ameliyatı ömrü uzatıyor.

-Göz bozukluğu, gözün uzunluğu ya da kısalığıyla oluşur.

– Gün ışığı çocuklarda miyopiyi engelleyen önemli bir faktördür.

gibi yeni ve farklı bilgilerle birlikte, “Göz görmez, beyin görür” sözüyle de sohbetimizi oldukça ilginç yerlere taşıdı….

-Bornova hayatınızda çok önemli. Her şey Bornova ile başlamış…

Evet, İzmir Bornova doğumluyum. Bornova Anadolu Lisesi’nde okudum ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdim. Her fakülteye girebilirdim ama evime yakın olduğu için Ege Üniversitesi’ni seçtim. O zamanlar maddi imkanlar kısıtlıydı, evime yürüyerek gidip gelirdim. Ege Tıp’ı Bornova’da oturduğumuz için tercih ettim.

-Doktorluğu tercih sebebiniz neydi?

Ben doktor olmayı her zaman istiyordum. Ama gençken insan  bunları  o kadar iyi değerlendiremiyor. Ben meslek sahibi olmak istedim. O zaman doktor olmak iyi bir meslek seçimi olarak kabul ediliyordu. Ellerimle bir şeyler yapmayı da sevdiğim için cerrahlığı seçtim.  Göz doktoru oldum. Göz  çok geniş bir konu, küçük bir organ ama derin ve geniş bir konu.

GÖZE ADANMIŞ BİR HAYAT

-Dar alanda kısa paslaşmalar gibi…

Tabii, gözün sadece bir milimetrekaresiyle ilgili uzmanlık var. Sarı nokta hastalığının uzmanlığı var örneğin.

-Sonradan aklınızda kaldı mı, keşke şu mesleği seçseymişim diye…

Hayır, ben doktor olmayı arzu ettim ve doktor olduğum için mutluyum. Geçenlerde 40. mezuniyet toplantımız vardı. Herkes doktor olmaktan memnundu. Hepsi hala çalışıyor, ben emekli olayım diyen yok. Herkes mesleğini seviyor.

-Hayatınızı göze adadınız diyebilir miyiz?

Eh öyle oldu gerçekten de…

UZUN GÖZ, KISA GÖZ…

-Peki göz neden bozulur?

Göz bozukluklarının sebebi genellikle genetiktir. Doğuştan gelen genlerle ilgilidir. İnsanın nasıl boyu, ten rengi genetik, göz bozukluklarının da birinci sebebi genetiktir. Göz bozukluklarının sebebi gözün boyunun uzun olması ya da kısa olmasıdır.

-Gözün boyu mu var?

Göz bir küre.  Göz küresinin yarıçapını düşünün, ortalama 22 milimetredir. 1 milimetre 2.5 numara göz bozukluğu yapar. Dolayısıyla sizin gözünüzün yarıçapı örneğin 22 değil de 24 milimetre ise 5 numara miyop oluyorsunuz.

GÜN IŞIĞI MİYOPLUĞU ENGELLİYOR

-Doğuştan olabilir mi?

Doğuştan olması gözün büyümeye devam etmesiyle ya da kısa kalmasıyla oluyor. Kısa kalırsa hipermetrop oluyorsunuz. Bunlar genetik olarak belirleniyor. Ancak özellikle miyopinin ilerlemesini etkileyen bazı faktörler var ki son yıllarda bunlar teşhis edildi. Eskiden televizyona yakından bakan çocuğa gözü bozuldu denirdi. Ama 2016 yayınlarında yakın aktivitenin çok etkili olmadığı ortaya kondu. Ancak bir çocuğun açık alanda, dışarıda günde en az iki saat dolaşmasının miyopinin ilerlemesini azalttığı saptandı.

-Göz  ve ışık çok önemli demek ki..

Bunun sebebinin gün ışığından yararlanmak olduğu ortaya çıktı. İç mekanda aydınlık bir ortamda örneğin şu anda burası 400 lüks kadar ışık var. Ama dışarıda yağmurlu havada bile ışık miktarı 30 – 40 bin lüks’tür. Gün ışığı gözde dopamin salgılanmasını ve bu da gözün büyümesini yavaşlatıyor. Yani çocuğun günde en az iki saat dışarıda gezmesi miyop olacaksa da bunu geciktiren en önemli  faktör. Gün ışığı göz sağlığı için özellikle çocukların büyüme çağında çok önemli bir etken.

BİLGİSAYAR ZARARLI DEĞİL

-Günümüzde çocuklar kapalı mekanda ve bilgisayar başında saatlerini geçiriyorlar…

Burada çocukları bilgisayar çalışması değil, iç mekan ışığının dışarıya göre çok düşük olması etkiliyor. Ayrıca bilgisayar oynaması o kadar kötü bir şey değil, gözü çalıştırıyor. Dikkati artırıyor.

-Ekrandan yansıyan ultraviyole, manyetik alan zararlı değil mi?

Bu hep söylenir. Ama şu anda kullanılan ekranlardaki radyasyon oranı çok düşük. Açık havada belki daha fazla radyasyon var.

-Gözde en çok neye dikkat edelim?

Glokom göz tansiyonu sinsi bir hastalık, ağrı sızı yapmıyor. Çok yavaş ilerliyor, o nedenle anlaşılmıyor. 40 yaşına gelenlerin kontrol  ettirmesi önemli.

GÖZ TEMBELLİĞİNE DİKKAT

Siz kendi göz sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?

Ben okuma gözlüğü kullanıyorum sadece. Uzak bozukluğu yok. Göz sağlığı için yapmanız gereken  çok fazla bir şey yok. Gözünüz bozuksa bozuktur, değilse değildir. Çocuk doğduktan bir süre sonra yapılması gereken olarak bakarsak göz bozukluğu potansiyeli var mı ona bakmak gerekir. Biz iki gözün arasında numara farkı var mı, onu araştırırız. Fark varsa, biri bozuk biri sağlamsa, bozuk göz tembel kalır. Göz tembelliği olur, bu da yüzde 2 oranında görülür. Göz tembelliğinin erken yaşta teşhis ve tedavisi gerekir.

-Gözümüzü nasıl koruyalım?

Çocuk daha okula gitmeden  bir göz testi yapılmasında fayda var. Bu anaokullarında da yapılabiliyor. Öğretmenler de kontrol edebilir. Göz bozukluğu olan kişilerin erken yaşta gözlük takması gerekiyor. Erken yaşta takmazsa zaten bulanık gördüğü için ileri yaşta gözlük taksa da göz tam randımanıyla çalışmıyor, tembellik oluyor.

BİRDEN FAZLA EVREN…

-Beyinle irtibat açısından mı?

Tabii, kesinlikle. Çünkü gören yer beyin. Göz görmüyor, beyin görüyor.  Görüntü göze ters olarak düşer, o beyne gider ve beyinde birleştirilerek doğrultuluyor.

-Görme halini beyin mi yaşıyor?

Beyin yaşıyor, algılıyoruz yani. Biz yaşıyoruz. Düşünce gibi…

-Burada devreye tarafımdan tam olarak anlaşılamayan kuantum giriyor…

Birden fazla evren olabilir diyenler var.

-Bu fazla garip değil mi? Kapalı bir yerde olan beyin dünyayı görüyor…

Ve duyuyor, kokluyor, hissediyor değil mi? Hepsi birlikte…

RODOS’TAN GELEN HASTALAR

-Kaşkaloğlu Göz Hastanesi kaç yıldır hizmet veriyor?

Biz bu hastaneyi 2000 yılında kurduk. 15 yılı geçti. Her yaştan hastaya hizmet veriyoruz. Yurtdışından da hastalarımız geliyor, özellikle Danimarka, Almanya, Yunanistan’dan hastalar geliyor. Rodos’ta yolda yürürken herkes tanıyor. Çünkü Rodos’tan çok hastam var. Tanışıyoruz, ahbap olduk artık. Arada bir köprü oldu, Rodos’tan hem Türk kökenliler, hem de Yunanlılar geliyorlar İzmir’deki merkezimize hasta olarak.

-Neden Kaşkaloğlu’nu tercih ediyor yabancı hastalar?

Gelişmiş Batı Avrupa ülkelerinden hastalar orada sağlık hizmeti olmadığı için gelmiyor, burada bizim yaptığımızı Avrupa’daki merkezlerde de yapıyorlar. Ama ilk başlarda çok fiyat farkı vardı aramızda, buraya gelmelerine değiyordu. Şimdi özellikle lazer tedavilerinde fiyatlar Avrupa’da da düştü. Bizde doktorlar daha fazla hasta gördükleri için tecrübeleri de fazla oluyor. O nedenle özellikle Yunanistan’dan adalardan çok hasta geliyor. Adalar sınır kasabaları aslında, Türkiye’ye gelmek daha kolay onlar için.

-Tedavi ettiğiniz hastada sizi en çok mutlu eden ne oluyor?

Bize görmeden gelen bir insanın görmesini sağlamak bizim için  mutluluk kaynağı oluyor. Eskisinden daha iyi görür hale getirmek de bizim için önemli. Bir ameliyatla astigmatı olan, miyop olan hastanın her şeyini düzeltebiliyoruz. Her şey için gözlük kullanan biri hayatını gözlüksüz sürdürebiliyor. Katarakt ameliyatı olduktan sonra da aynı şekilde. İnanın ameliyat olduklarında hayatları değişiyor, psikolojileri çok olumlu etkileniyor. Görmek çok önemli.

DANİMARKA’DA 6 AY SIRA BEKLENİYOR

-Katarakt ameliyatı sayısı eskiye göre  çok arttı. Herkes katarakt ameliyatı oluyor sanki?

Gelişmiş ülkelerde örneğin Amerika’da katarakt ameliyatı oranı yüzde 1.2’dir. Batı Avrupa ülkelerinde yüzde 1 civarında. Türkiye’de ise bu oran hemen hemen yarısı, yüzde 0.5. Bunun nedeni Türkiye’de yaş ortalamasının daha düşük olması. Yoksa bizde katarakt ameliyatı olma, doktora ulaşma imkanı Danimarka’dan daha fazla. Danimarka’nın kişi başına milli geliri 50 bin Dolar’ın üstünde, Türkiye’ninkini de biliyoruz. Buna rağmen Danimarka’da göz doktoruna gitmek için 4 ay önceden randevu almak zorundasın. Katarakt ameliyatı için 6 ay, 1 sene sıra bekliyorsunuz. Almanya’da da öyle. Bizde her şeyin bolluğu var. Gereksiz insan gücü israfı var.

-İsraf derken?

Göz yönünden söylersek talebin üstünde fazla  sağlık hizmeti var. 6 ay beklensin demiyorum ama Türkiye’de bir sürü kurum var ve hiçbiri tam kapasite çalışmıyor. Sadece göz olarak almayın, diğer branşların da farklı olduğunu düşünmüyorum. Yapılan işin bir şey üretmesi, faydalı olması gerekiyor. Gereksiz iş yaparsanız israf olur. Her şeyin gereğinin yapılması gerekiyor.

-Katarakt ameliyatı olanlar…

Amerikan sağlık sisteminden yararlanan 1.5 milyon kişi üzerinde bir çalışma yapılıyor. Katarakt olup ameliyat olanlar ile katarakt olup ameliyat olmayanları karşılaştırıyorlar. İleri yaşlarda katarakt ameliyatı olanlar arasında ölüm oranı olmayanlara göre yüzde 30 daha düşük bulunuyor. Bu çok önemli bir bulgu. Nedeni de şöyle izah ediliyor, katarakt ameliyatı olanlar daha iyi görüyor. Daha iyi gördüğü için de kazalar daha az oluyor. Gördüğü için sağlığına daha çok dikkat ediyor, ilaçlarını düzenli alıyor. Sosyal hayata daha çok katılıyor, daha mutlu oluyor dolayısıyla daha çok yaşıyor.

-Lazer de çok yaygın kullanılıyor…

Lazerin göz hastalıklarında kullanımı çok yaygın. Esasında lazerin tıpta ilk kullanımı gözde olmuştur. Şeker hastalarının retina tedavileri için başladı kullanıma, 1990’larda da lazer ile göz bozukluklarının düzeltilmesine başlandı. Biz İzmir’de 1992 yılından beri miyop, astigmat, hipermetrop gibi bozuklukları lazerle düzeltebiliyoruz. Lazer tabii çok daha hassas olduğu için çok daha güvenli bir uygulama oluyor.

GÜNEŞE DİKKAT

-Yazın kavurucu sıcağı başladı, güneşten korunmak için ne tür güneş gözlüğü kullanmalıyız?

Güneşteki fazla güneş ışını zararlı biliyorsunuz. Cilde de zararlı, göze de zararlı. Açık havada güneş altında kalanlarda pterjium denen gözde et yürümesi rahatsızlığı oluyor. Gözün açık kısmında kızarıklık olması, giderek kornea dediğimiz saydam tabakası üzerine yürümesi. Buna halk arasında tavuk karası filan diyorlar. Bu ultraviyole ile doğrudan ilintili. Zaten ekvatora yaklaştıkça istatistiksel olarak daha fazla görülüyor. Gözün sağlıklı kalması için gözyaşı ile ıslanması lazım. Gözün gözyaşı ile ıslanmasını sağlayan da gözkapakları.  Yeni bir arabanın cam silecekleri gibi. Gözün üstünde bu et yürümesi kabarıklığı varsa göz kapağı her yeri eşit ıslatamaz. Kuruluk olur, bu da yanma batma belirtisi verir.

-Bu güneşin zararlarından birisi….

Evet bir de kışın karda ultraviyole ışığını kesecek gözlük kullanmak gerekir. Korneada hasara sebep olarak kaynak alması gibi körlüğüne sebep olabilir.

-Güneş gözlüğü alırken neye dikkat etmek gerekiyor?

Optik kalitesinin iyi olması yeterli, fiyat önemli değil. Bu tür ürünlerde verdiğiniz paranın büyük çoğunluğu markanın bedeli oluyor.  Aynı ürünü markasız aldığınızda çok daha ucuza mal oluyor. Eğer bilinen bir ürün alırsanız, marka olursa modasının yanı sıra camının iyi olduğunun güvenini taşıyorsunuz. Ben de alacak olsam şimdi marka bir ürün alırım.

-Kalitesinin tescilli olması açısından mı?

Ne aldığınızı biliyorsunuz.  Camının belirli bir vasıfta olduğunu biliyorsunuz, orada yazıyor zaten.

İLKLERE İMZA ATTIK

-Kaşkaloğlu nasıl marka oldu ? Nasıl fark yarattınız?

Biz şimdi ne kadar markayız bilmiyorum ama bize bunu söylüyorlar, bu da bize olan güveni artırıyor. Biz eşimle birlikte 1985’ten bu yana özel olarak çalışıyoruz. O zamandan beri temel prensibimiz olaya hastamızın açısından bakmaktır. Daima hastayı düşündük. Bir de biz teknolojiyi hep çok yakından takip ettik, İzmir’e yenilikleri hep ilk ben yapmışımdır. Arkadaşlarımla birlikte yapmışızdır, bu da güven yarattı. İlk göz içi merceği taktık, ilk lazer ameliyatı yaptık, ilk göz hastanesini açtık.

-Fark yaratmak, başarı elde etmek kolay olmuyor.  İşiniz hayat tarzı olmuş, göz sağlığı sizin meseleniz olmuş sanki…

Doğru söylüyorsunuz, beni güzel tahlil ettiniz. Ben böyleyim demek istemem ama bu hastaneyi yaparken bir örneğ i yoktu, gelip inceliyorlardı. Şimdi çok daha güzelleri yapıldı ama ben yaptığımda ilkti. Almanya’da Prof. Koch’un yanına gitmiştim oradaki sistemi gördüm, oradan esinlendim. Bu hastanenin ana fikrini, iş akışında planında ne olacak diye tasarlamıştım. Odaların maketlerini yapmıştım, hasta nereye oturacak doktor nerede olacak diye. Büyük bir hata yok, hala aynı sistemle yürüyoruz. İşte insan akşam yastığa başını koyduğunda bile bunları düşününce oluyor.

-Bundan sonrası için hedefler ve hayaller neler?

Biz burayı kurduğumuzda Türkiye’deki sağlıkta dönüşüm olayı yoktu. 2002’den sonra başladı. Sonradan yapılan hastaneler büyüdüler, şubeleri oldu.

BUTİK HASTANEYİZ

-Bu bir eksiklik mi?

Burası butik bir hastane olarak kaldı, böyle de devam edecek.

-İyi hasta diye bir tanım var mıdır?

Doktora geldiğinde kendini düzgün ifade eden hasta iyi hastadır. Bilgileri doğru verecek. Çok sık rastlıyoruz ne şikayetin var dediğimizde, “Siz bulun” diyor mesela. Geçmiş bilgileri vermiyor, acaba bakalım bu doktor ne diyecek diye düşünüyor. Arabasını tamire götürdüğünde tam bilgi veriyor, doktora geldiğinde bugün şikayetiniz nedir onu anlatmıyor. Doktora kendini net anlatan hasta iyi hastadır.

İZMİR VE SAĞLIK TURİZMİ

-İzmir sağlık turizmi için doğru bir kent mi?

İzmir sağlık turizmi için doğru bir kent. İzmir Türkiye’nin yüz akı, yaşamak için en güzel kenti. Turistler için de en medeni şehirlerden birisi İzmir. Çok sayıda sağlık kurumu, özel hastanelerimiz ve üniversite hastanelerimiz var. Burada çalışan çok değerli meslektaşlarımız var. İzmir’de çok büyük potansiyel var. Sağlık turizmi kolay bir turizm değil. Bazı tedaviler uzun sürüyor. Mesela organ nakli hem iyi hastane, hem iyi doktor istiyor. Diğer ülkelerde sizi temsil eden partnerlerinizin olması gerekiyor.

-Hükümet desteği?

Hükümet bu işi çözemez, iyi niyetli girişimler var ama bize hiçbir zaman sorulmadığı için istemediğimiz şeyler oluyor. Bize tebliğ ediliyor ama uygulamasının olamayacağını biz görür görmez anlıyoruz. Bu işi yapan kişilerle samimi şekilde, birebir görüşülmesi gerekiyor.

ÇOK PARA, ÇOK BAŞARI DEĞİLDİR

-Sağlık turizminde İzmir’in potansiyeli nedir?

İzmir’in en büyük sorunu ulaşım. Biz Almanya ile çalışıyorduk, Sun Express’in direkt uçuşu olması büyük avantaj. Ama Ortadoğu’ya hizmet vermek istediğiniz zaman büyük sıkıntı var, direkt uçuş yok. İzmir havaalanında taksiye binmek bile bir olay. Yurtdışından gelip taksiye binmeye çalışın ve görün. Bunların çözülmesi gereken şeyler. Bir taksi ofisi bile yok, hep bir telaş huzursuz edici bir sıkıntı var. Bu konular fazla konuşulmuyor. Ama bu konularda sıkıntı var.

-İzmir’de yaşamayı, İzmir’de kalmayı özellikle seçmişsiniz belli ki…

Bazen keşke İstanbul’ a  gitseydim diye düşünmedim değil ama biz burada mutluyuz. Ben evimden çıkıyorum, hastaneye 15 dakika yürüyerek geliyorum. Bu benim için önemli. Bu dünyada bir tane hayatımız var, bunu doğru yaşamak lazım. Benim bir pişmanlığım yok, çünkü biz hiçbir zaman paraya odaklı çalışmadık. İşadamıysanız başarının birinci kriteri para kazanmanızdır, ama bizim mesleğimizde para kazanmasanız da başarılı bir doktor olabiliyorsunuz. Bizim mesleğimizde başarının kriteri farklı, onun için doktorluk güzel bir meslek. Biz mesleğimizi iyi yaptığımızda biz zaten başarılı oluyoruz. Bir doktor çok başarılı olup çok para kazanamayabilir. Üniversitelerimizde çalışan çok başarılı doktorlar var, dünya çapında isimler var. Para kazanmak yanı sıra oluyor. Çok para kazanan çok başarılı doktor demek değildir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir